Ruj Lekesi

Uzun süre olmuş buraya yazmayalı. Buraya neden yazdığımı da neden yazmaya ara verdiğimi de unutmuşum. Fikirleri yazmak iyi bir şey. Bunu başka bir platformda da yapabilirdim aslında. Bu platformun hitap ettiği kitleye yazmadığımdan olduğu gibi, bilinç akışına müdahale etmeden yazıyorum burada. Anonim kimliğin arkasına saklanıp, herhangi bir kaygı olmadan, tesadüf eseri görüp okuyan ve bunu sürdüren bir avuç insanla fiziksel olarak temas kurmasak dahi bir şekilde ortak bir an paylaştığımız için iyi geliyor bana. Neyse, çok da düşünmemek lazım üzerinde.

Yaz gitsin.

Oku gitsin.

Paylaş gitsin.

--

--

Herkes için aynı akmamasına rağmen aynı akıyormuş gibi kabul edilen boktan bir kavram. Üstelik bu boktanlığı örtbas etmek için bir sürü çeşit zaman uydurmuşlar. Uyduramadıkları bir zaman var ama! Ölümden sonra tüm o uydurdukları zamanlara ne oluyor? Ben de bir zaman uyduruyorum: Zamansızlık zamanı.

--

--

Beğenilme arzusu, toplumun sahip olduğu gizli bir hastalık. Yaşadığımız çağın beyin kimyasalarımız üzerindeki gizli deneyi gibi bir durumdayız. Layklar şelale olsun, kalpler aksın. İstenilen olmadıysa paylaştığını kaldır. Bir süre sonra ne paylaşırsam beğenilir düşünceleri arasında, yine toplumun bireyi yönlendirdiği senaryoya dönülüyor. Bu durum o kadar abartıldı ki önceki postlarınızı inceleyen ve paylaşacağınız şeylerin ne kadar beğeni olacağı platformlar üzerinden hesaplanabiliyor. Doğal dürtüler ve arzular artık aynı popülasyonda yaşadığınız üyeler tarafından şekillendiriliyor. İşin ilginci, o kadar insan sizi yönlendirirken, aslında herkes yönlendirilmiş oluyor. Sahi…Kimin beğenilerini tatmin ediyoruz? Neyse siktir edelim, önemli olan dopamin, serotonin vesaire.

--

--

Maymun iştahlı olmak ilginç bir şey. Kişinin karşı konulamaz bir merak ve yapma isteğine sahip olduğunu gösterse de günün sonunda tamamlanamayan bir sürü şeyle kalakalıyorsun. Mesela bu yazıyı yazarken bile başka bir şey aklıma başka bir şey geldi, ona kaydım. Bu çoğu zaman taslak halinde yüzlerce yazının birikmesine neden oluyor. Sonra da temizlemek için siliyorum. Bu yazıyı yazmak için kararlı olsam da aklıma gelen diğer şeye gidiyorum. Nasıl olsa onu da yaparken başka bir şeye kayarım. Çok da üstelememek lazım. Başladığınız işi bitirenler, kulağınız bir yerlerde çınlarsa bilin ki ben küfrediyorum.

--

--

“Çiftlerin, evli insanların özel yaşamı olmaz.” Bunu düşünceyi kanıksamış insanların düşüncelerini gerçekten merak ediyorum. Kişinin kendine ait bir alanının olmasını istemesinden neden bu kadar rahatsız oluyorlar. Çiftlerin, kendilerinden başka kişilerle özel yaşamı olmaz demelerini, sadakatsizlik korkusundan söylediklerini düşünerek, bir nebze de olsa anlayabiliyorum; fakat neden birey kendiyle kalamıyor? Neden sadece kendine saklamak istediği şeyler olamıyor? Eşiniz, sevgiliniz, partneriniz her ne derseniz diyin; onunla ortak bir yaşamınız var. Çevredekiler de dahil olduğunda diğerlerinden sıyrılan bir özel yaşamınız var. Özel yaşamınız kimseyi ilgilendirmiyorsa, bireysel yaşadığınız özel yaşam (kişisel alan) da kimseyi ilgilendirmiyor. İlişkilerde, “biz” diyebilmek elbette önemli; fakat buradaki esas mesele biz derken, “ben” olmayı unutmamak, unutturmamak. Bu ayrımın farkına vardığınızda, “aaa, evet lan mantıklı” demeniz yüksek ihtimal.

Hala daha farkı anlamadıysanız, sizin için üzgünüm “başaramadım”.

--

--